Hayattaki En Zor Şey- 2
Hayattaki en zor şey insanları tanımak demiştik güzel insan. Belki de en zoru kendimizi tanımak. Şeytanın ete kemiğe bürünmüş hali olup kendini melek sanan veya sanmasa da çevreye kendini öyleymiş gibi anlatan insanlar görüyoruz ve bunu anlamamız yıllar sürüyor. Onlar kalburun altında kalanlar, elenenler. Biz en azından değer verdiğimiz insanlarla iyi muhabbette olmak istiyoruz elbette. Sevmek, sevilmek, saymak, sayılmak istiyoruz. Sevgi yaşamsal ihtiyaç ve diğer duygu ve ihtiyaçlarla da etkileşim halinde.
Bu noktada şu husus gündeme geliyor. Herkesin sevgi dili aynı değil. Diğer bir ifadeyle, herkesin gönlüne giden yol aynı değil. Kişinin baskın sevgi dilini bilirsek, bizim için çok kıymetli o kişinin/kişilerin gönlünü kazanmak daha kolay olur. Beş Sevgi Dili kitabı işte bunu anlatıyor.
Beş Sevgi Dili 1- Onaylanmak, teşvik 2- Kaliteli zaman 3- Hediye Alma 4- Hizmet 5- Fiziksel temas.
Toplumumuzda "erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer" sözünden başka yol gösterici sözümüz olduğunu hatırlamıyorum. O da esasen yukarıdaki sınıflandırmalardan "hizmet" sınıfına girer.
Kitapta her ne kadar daha çok eşler arasındaki iletişim işlenmiş olsa da tüm kıymetlilerimizin baskın sevgi dilini öğrenmiş oluyoruz. Aslında, kendi sevgi dilimizi de öğrenmiş oluyoruz bu arada. Kitabın sonunda yer alan test farkındalık yaratıyor.
Bizim jenerasyon karambolden hepsini yapmaya çalıştı. Ebeveyn, kardeş, eş, evlat, ahretlikler hepsine. Ve imkan neye elveriyorsa hediye, kaliteli zaman geçirme, övme, takdir, teşvik, sonsuz hizmet, sarılma, sırt sıvazlama durum, ortam neye elverirse. Bonkördük. Ne bulduğumuzu, ne gördüğümüzü ise hiç sorgulamadık. Alma verme dengesi nedir, kendi kul hakkımızı gözetmek de nedir bilmezdik.
İkinci kitabım "sınırlar" beni silkeledi. Oturduğu kalktığı yeri, nerde ne konuşacağını bilen, okumuş, düşünmüş, yaşamış, gözlemlemiş biri olarak görürdüm kendimi. Ailem ve sevdiklerim için fedakardım. Kafa patlatmaktan, zaman, emek, para harcamaktan sakınmazdım. Kurtarıcı yönüm de baskındı doğrusu. Kıymetlilerimin derdi derdim olurdu benim. Ne yapar eder onu o zor durumdan çekip kurtarmadan , sorununa çözüm bulmadan rahat edemezdim. Yıllar sonra farkettim ki ne kadar yorgun düşmüş, tükenmişim ne çok suistimal edilmişim.
Kendimi sorumlu hissettiğim çemberi daraltsam da netice itibariyle yapı bu. Gözbebeğim, canparem, canevim olanların kredisi sınırsız. Talep edilmesine, istenilmesine gerek de yok, direkt gereğini yapmak gibi de bir huyum var. Belki çekinir, utanır, isteyemez, söyleyemez yahu aramızda lafı mı olur, çöz gitsin. Sıkıntıyı ortadan kaldır, sorunu çöz, ihtiyacı gider, kıymetlim huzurlu, mutlu, keyifli yaşasın. Evet yaşam anlayışım buydu.
Bu naif duruşumu, çekingen tavrımı enayilik, aptallık gibi görenlere 1,3, 5 yanlışından sonra karşısına geçip bam bam alnının ortasına koyduğum da olur zaman zaman. O da ayrı konu. Neyse, konuyu dağıtmayalım.
Sınırlar kitabı, sınırlarımız nedir, sınırlarımızı koruyabiliyor muyuz, çevremizdeki insanların sınırlarını biliyor muyuz, saygı gösterebiliyor muyuz, sınır ihlalimiz var mı tüm bunları önümüze seriyor.
Gün geliyor, kıymetlimiz sıfatıyla hayatımızda bulunan bir kişi öfke nöbetleriyle karşımıza çıkıyor. Ufacık bir meseleden öfke nöbetine kapılıyor, onlarca konuyu onlarca kişiyi ve uzun yılları işin içine katarak çemkiriyor. Neyi eksik bıraktım, nerde yanlış yaptım neyi göremedim diyoruz, afallayıp kalıyoruz.
Bu kitaptan öğrendim ki, kendiliğimizden, bizden yardım-destek istenmeden yaptığımız davranışlar, insanların düşünme değerlendirme, karar verme, çözme, mücadele etme, savaşma, karar ve davranışlarının sonucuna katlanma hakkını elinden alıyormuş. Netice itibariyle, sevdiğimiz insanların kolunu kanadını kırıyor, gelişimini güdük bırakıyormuşuz. İyi niyet herşeyi çözmüyormuş. Uzun süre bu durumu yaşayan karşımızdaki insan içten içe kızgınlık duyuyor, öfkeleniyor en sonunda da öfke patlamaları yaşıyormuş. Kendi ellerimizle yaratıyormuşuz yani bizi kahreden bu durumu. Sonuç olarak, Sınırlar kitabı kör noktalarımızı, göremediğimiz eksik ve yanlışlarımızı yüzümüze vuruyor. Kendisiyle yüzleşme cesareti olan, gelişime açık herkes okusun derim ben.
Yaşımız kaç olursa olsun hayat boyu öğrenciyiz. Hayat öğrencileri. Sıkılmazsanız diğer kitaplardan da kısa kısa bahsederim güzel insanlar. Bir başka sohbette buluşmak üzere hoşça kalın .









