Yıllarca çalış, üret, katkı sağla… Sonra bir bakıyorsun, emeklilik gelmiş ama huzur yok. Kimi 40’ında emekli, kimi 60’ında hâlâ çalışıyor. Peki, emeklilik gerçekten bir ödül mü, yoksa yeni bir mücadele mi?
Hayat uzun bir koşu gibi…
Doğarız, büyürüz, okul biter, iş başlar. Sonra yıllarca alın teriyle, sabahla akşam arasında bir yerde, geçinmek için çabalarız.
Bir gün gelir, “Artık yeter, biraz dinleneyim” deriz. İşte o noktada emeklilik, yılların emeğinin karşılığı, ömrün mükâfatı olmalıdır.
Ama 21. yüzyılda Türkiye’de tablo biraz karışık.
Kimi 40 yaşında emekli oldu, kimi 60 yaşında hâlâ prim gününü dolduramadı. Kimisi 30 yıl aynı kurumda çalıştı, şimdi aldığı maaşla pazara gitmeye bile çekiniyor.
Oysa emeklilik, insanın huzur bulduğu, “Ben artık hak ettiğim hayatı yaşıyorum” dediği bir dönem olmalıydı.
Soruyorum size sevgili okurlar:
Yılların emeğinin karşılığını alabildiniz mi?
Aldığınız maaşla rahat yaşayabiliyor musunuz?
Gerçekten huzurlu bir emeklilik dönemi mi yaşıyorsunuz?
Cevabınız evetse, ne mutlu.
Ama hayır diyenlerin sayısı az değil. Çünkü artık emeklilik bir dinlenme değil, geçim derdinin başka bir adı haline geldi.
Eskiden “Bir gün emekli olacağım, deniz kenarında çayımı yudumlayacağım” derdi insanlar.
Şimdi ise 80 yaşında hâlâ inşaatta çalışan amcaları, markette raf dizen teyzeleri görüyoruz. Bu görüntü artık sıradanlaştı. Ama unutmayalım, bu hiçbir toplumda normal kabul edilemez.
İnternet çağında her şey gözümüzün önünde yaşanıyor. Bu manzaralar saklanamıyor.
Peki bu durum sadece 2000’li yılların bir sonucu mu, yoksa hep vardı da biz mi yeni fark ettik?
Belki de cevap hepimizin içinde gizli…
Ama duymak istemiyoruz. Çünkü o cevap, vicdanımızın tam ortasına dokunuyor.








