Toplum olarak belki de en büyük ortak paydamız, artık hiçbir konuda ortak payda bulamamamız.
Bir zamanlar tartışarak anlaşmaya çalışan bir ülkeydik; şimdi tartışmadan kopan, konuşmadan etiketleyen, birbirine bakarken bile taraf arayan bir ülke hâline geldik.
Emeklilik maaşından asgari ücrete, kim ne alıyor, kim neyi hak ediyor tartışmaları bile bir yaşam mücadelesi ekseninden çıkarak siyasal ve ideolojik bir düelloya dönüştü.
Balyoz ve Ergenekon süreçlerinde adalet arayışı yerine saf tutmayı, hukuku konuşmak yerine birbirimizi suçlamayı tercih ettik.
O günlerde başlayan kamplaşma, bugün hâlâ zihniyetlerimizi tutsak etmeye devam ediyor.
Particilikte öyle bir noktaya geldik ki, belediyecilik bile artık hizmet üretmenin değil, “bizden mi sizden mi?” sorusunun gölgesinde değerlendiriliyor.
Yarı başkanlık tartışmalarında sistemi değil, kimin başkan olacağını konuştuk.
Açılım süreçlerinde şehitlerimizi ve gazilerimizi değil, birbirimizi susturmayı seçtik.
Dinlerarası diyalogda dahi "olmaz böyle şey" demek yerine dindarlığımızı yarıştırdık.
Geçiş garantili yollar ve köprülerde “ülkeye yatırım mı, kamu zararı mı?” sorusu bile sağduyuyla değil aidiyetle cevaplandı.
Bir zamanlar ülkenin omurgası olan kâğıt ve şeker fabrikalarının kapanmasında bile ideolojik pozisyonlarımız, üretim gerçeğinin önüne geçti.
Kıbrıs’ta Annan Planı, Suriye meselesi, hepsinde aynı tablo: Birbirimizin sözünü tamamlamak yerine birbirimizi tamamıyla yok saymayı seçtik.
Hatta düşünün, dünyanın öbür ucundaki Ukrayna–Rusya savaşında bile ayrışmayı başaran bir toplumuz.
Bizimle doğrudan ilgisi olmayan bir kriz bile iç cepheleşmemizin yeni bir malzemesi hâline geliyor.
Oysa bütün bu başlıklar, hepimizin hayatına dokunan ortak meselelerdi. Aynı ekmeği paylaştığımız, aynı şehirlerde nefes aldığımız bir toplumun ortak soruları…
Ama biz, çözüm üretmek yerine mevzi kazmayı tercih ettik.
Belki de en büyük kaybımız, “ortak akıl” oldu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu sorabilmeliyiz: Biz ne zaman birbirimizi kaybettik?
Farklı düşünmenin doğal, tartışmanın zenginlik, uzlaşmanın erdem olduğu bir ülke olabilir miydik?
Evet, olabilirdik. Hâlâ da olabiliriz.
Yeter ki her tartışmayı bir cephe savaşına çevirmekten vazgeçelim.
Çünkü unutmayalım: Bir toplum, ayrışmayı başardığı ölçüde değil, aynı gelecekte buluşabildiği ölçüde güçlüdür.








