Türkiye’nin siyasi ve toplumsal hafızası, zıtlıkların en keskin yaşandığı laboratuvarlardan biridir.
Dönüp arkamıza baktığımızda sorduğumuz o can yakıcı soru hep aynı: Biz nereden nereye evrildik?
1960’ların o vakur, tavizsiz ve tam bağımsızlık inancıyla kuşanmış kuşağını selamlayarak başlamak gerekiyor söze.
Onlar, İstanbul Boğazı’na demirleyen NATO gemilerine, Amerikan 6. Filo’suna karşı göğüslerini siper eden; emperyalizme karşı durmayı bir onur meselesi sayan çelikten bir kuşaktı.
Ne ideolojik rüzgarlar ne de küresel tehdit senaryoları onların bağımsızlık inancını esnetebildi. Toprağına, fabrikasına, askerine ve egemenliğine gözü gibi bakan, gerektiğinde bu uğurda bedel ödeyen bir nesildi o.
Peki ya bugün?
Bugün karşımızda, kırılganlığı parıltısından, hassasiyeti renklerinden okunan bir "ibrişim kuşak" var.
İpekten bükülmüş, estetik ama rüzgarda hemen kopmaya meyilli, konfor alanından çıkmaktan ürken bir nesil...
Dün NATO’yu işgalci gören hafızanın yerini; bugün küresel krizler, bölgesel savaşlar ve yapay korku iklimleri karşısında "NATO bizi korusun" diye adeta gerdan kırıp selam veren pragmatik bir teslimiyet aldı.
Güvenlik şemsiyesi adı altında bağımsızlık refleksleri uyuşturulmuş bir topluluk izliyoruz.
Bu ibrişim kuşağın vurdumduymazlığı ve teslimiyetçi psikolojisi, sadece dış politikada değil, ulusal gururumuz olan kalelerimizde de derin yaralar açıyor.
Bu ülkenin gözbebeği, savunma sanayisinin kalbi ASELSAN satılıyor; kimseden çıt çıkmıyor. Entelektüel sermayemiz, stratejik hafızamız parça parça elden çıkarılırken, meydanları inletmesi gereken o genç ve dinamik sesler derin bir sessizliğe gömülmüş durumda.
Daha da acısı, okyanus ötesinden küstahça bir ses yükseliyor. ABD’li yetkililer kameraların karşısına geçip, "Ne dediysek yaptılar" diye övünürken, bu ülkenin yönetim kadrolarında ve o ibrişim kuşaklarında en ufak bir utanma, bir haysiyet refleksinin canlanmadığını görüyoruz.
Bu kibirli açıklamalar sineye çekiliyor, normalleştiriliyor.
Çeliğin sertliğinden, ibrişimin hassas esnekliğine evrilen bu toplumsal dönüşüm, ne yazık ki bir modernleşme değil, bir hafıza ve irade kaybıdır.
Kendi öz değerlerine, stratejik kurumlarına ve bağımsızlığına sahip çıkamayan, her rüzgarda güçlü odakların gölgesine sığınan bu ibrişim kuşak, geleceğimizin başına en büyük bela olmaya adaydır.
Çünkü tarih bize öğretmiştir ki; egemenliğini yabancı bir gücün şemsiyesine emanet edenler, gün gelir o şemsiyenin altında kendi vatanlarında sığınmacı olurlar.








