Demokrasi mi, Çoğunluğun Yanlış Zekâsı mı?
Siyaset artık çamur olmuş bir bataklık.
Toplumun biat alışkanlığı ise bu bataklığın en parlak madalyası.
“İtaat et, sus, alkışla” dürtüsü genlerimize işlemiş gibi.
Her seçim döneminde aynı tiyatro sahneleniyor: Bayraklar, sloganlar, vaatler ve nihayetinde “kazanan her şeyi alır” mantığı.
Peki ya kaybeden?
Ya kazananın temsil etmediği milyonlarca insan?
Demokrasi denilen şey gerçekten çoğulculuk mudur, yoksa sadece sayı üstünlüğünün kılıfı mı?
Çoğunluk her zaman haklı mıdır?
Tarih, çoğunluğun defalarca korkunç hatalar yaptığını, hatta cinayetler işlediğini gösteriyor.
Kalabalık yanlış karar verebiliyor; hem de coşkuyla, marşlar söyleyerek, “demokrasi budur” naralarıyla.
Benim sorunum tam da burada başlıyor.
Çoğunluğun yanlış zekâsı beni temsil etmiyorsa, ne olacak?
Seçim barajı denen garabet, milyonlarca seçmenin iradesini daha sandık açılmadan çöpe atıyorsa, o zaman bu düzene “demokrasi” demek ne kadar samimi?
Birkaç puan için partilerin kapısına kilit vuruluyor, küçük sesler boğuluyor, alternatif fikirler daha doğmadan öldürülüyor.
Sonra da çıkıp “Millet iradesi tecelli etti” deniyor.
Hangi milletin?
Hangi iradesi?
Baraj, aslında demokrasinin değil, sistemin kendini koruma refleksidir.
Mevcut yapıya tehdit olabilecek her yeni fikri, her bağımsız sesi daha baştan elemek için kurulmuş bir süzgeçtir.
“Senin oyun var ama etkili değil” mesajı verilir vatandaşa.
Oy kullan, ama bil ki gerçek güç belirli merkezlerde.
Gerisi dekor.
Ben bu oyunda yokum.
Kurulmuş ve kurgulanmış bu siyasal tiyatroda, medyasıyla, derin ilişkileriyle, korku ve çıkar mekanizmalarıyla uyuşturulmuş oyuncular arasında piyon olmayı reddediyorum.
Ne “kılıç artığı” ne de “devrimci” rollerine soyunacağım.
Çünkü ikisi de aynı oyunun farklı kostümleri.
Biri eski düzeni koruyor, diğeri yeni bir düzen adına aynı baskıyı kurmaya çalışıyor.
Sonuç değişmiyor: Birey eziliyor, özgün düşünce marjinalleştiriliyor, çoğulculuk lafta kalıyor.
Gerçek demokrasi, çoğunluğun azınlığı ezme hakkı değildir.
Gerçek demokrasi, azınlığın da, tek bir aykırı sesin de kendini rahatça ifade edebilmesi, barajlara takılmadan temsil edilebilmesidir.
Aksi takdirde adı ne olursa olsun, rejim bir tür “çoğunluk diktası”ndan ibaret kalır.
Beni kim temsil edecek?
Hiç kimse.
Kendi aklım, kendi vicdanım ve kendi irademle ayakta duracağım.
Sandığa giderken de, gitmezken de.
Çünkü demokrasi, sadece oy kullanmak değil; oyunun kurallarını sorgulamak ve gerektiğinde o kuralların dışında durabilme cesaretidir.
Toplum biata alıştıkça, siyaset de çamurlaşmaya devam edecek.
Ama birileri bu çamurun içinde boğulmayı reddederse, belki bir gün gerçek çoğulculuğun kapısı aralanır.
O güne kadar, “Ben sizin oyununuzda yokum” demek bile başlı başına bir duruştur.
Görüş Mesafesinde kalınız.








